Tepecik Eğit Hast Derg: 20 (3)
Cilt: 20  Sayı: 3 - 2010
Özetleri Gizle | << Geri
KLINIK ARAŞTIRMA
1.
Koroner Baypas Ameliyatlarından Sonraki Dopamin İnfüzyonunun Tiroid Hormon Düzeylerine Etkisi: Hasta Ötiroid Sendromu
The Effect of Dopamine Infusion on Thyroid Hormone Levels After Coronary Bypass Surgery: Euthyroid Sick Syndrome
Mustafa Karaçelik, Baran Uğurlu, Öztekin Oto, Eyüp Hazan, Ünal Açıkel
doi: 10.5222/terh.2010.36237  Sayfalar 97 - 103
AMAÇ: Koroner baypas ameliyatı yapılan olgularda dopamin infüzyonunun tiroid hormonlarına etkisini araştırmak GEREÇ VE YÖNTEM: Bu gözlemsel çalışmaya preoperatif dönemde tiroid bezi hastalığı bulunmayan olgular alınmıştır. Dopamin infüzyonu yapılmayan olgular kontrol grubu: GRUP I (S=16), dopamin infüzyonu yapılan olgular ise 3 gruba ayrılmıştır. Sırasıyla 2,5-7,5µg/kg/dak dozda dopamin infüzyonu alan olgular GRUP-II (S= 11), 10-20µg/kg/dak dozda dopamin infüzyonu alan olgular GRUP-III (S=12), 20 µg/kg/dak ve daha yüksek dozda dopamin infüzyonu alan 10 olgu GRUP IV (%21) olarak tanımlanmıştır. Kan örnekleri postoperatif en az 48 saat dopamin infüzyonu yapılan olgulardan, preoperatif dönemde ve postoperatif 2. 8. 16. 24. 48. ve 72. saatlerde alınarak; serum T3, serbest ST3, tiroksin (T4), serbest tiroksin (ST4) ve TSH düzeylerine bakılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya; ortalama yaşı 62±11 olan, 26 erkek, 23 kadın olgu alınmıştır. Gruplar arasında akut myokard infarktüsü, sol ana koroner lezyonu, greft sayıları arasında anlamlı fark olmadığı, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonları (SVEF) GRUP-III ve IV'de belirgin olarak daha düşük olduğu saptanmıştır. GRUP I ve II'de ölüm gözlenmezken, GRUP III'te 2 hasta, GRUP IV'te ise 6 hasta çalışma sırasında kaybedilmiştir. Olguların tiroid hormon özdengesi(homeostaz) ndeki değişiklikler değerlendirildiğinde; GRUP-I ve II'de T3 ve FT3 düzeyleri postoperatif erken dönemde düşmüştür ve en düşük düzeylere postoperatif 16 ncı saatte ulaşılmıştır. 24 ncü saatte tekrar yükselmeye başlamıştır ve 72 nci saatte preoperatif düzeylere yükselmiştir. T4, FT4 ve TSH düzeyleri postoperatif 2.nci saatte anlamlı düşmüştür. Yetmiş ikinci saatte preoperatif dönemdeki düzeylere yükselmiştir. GRUP-III ve IV'de postoperatif dönemde tiroid hormon düzeyleri sürekli düşük seyretmiş ve 72 nci saatte en düşük değerlere ulaşmıştır. SONUÇ: Bu çalışmada, 7,5 µg/kg/dak dozunun üstünde dopamin infüzyonu, tiroid hormon düzeylerini anlamlı olarak etkilenmektedir ve bu durum uygunsuz TSH yanıtına yolaçar. Bu yatrojenik hipotiroidizm dopamin infüzyonunun dozu ve durumun ciddiyeti ile paralellik gösterir. Pozitif inotrop ilaçların seçiminde bu durum göz önünde bulundurulmalıdır.
AIM: To determine the effects of dopamine infusion on thyroid hormones in patients who had undergone coronary bypass surgery. MATERIAL AND METHOD: Patients who had not had thyroid gland disease pre-operatively were enrolled in this observational study. The patients who were not administered dopamine infusion formed the control group (GROUP I, n=16), the patients who received dopamine infusion were categorized into three groups as follows: GROUP II (dopamine infusion of 2.5-7.5 µg/kg/min; n=11), GROUP III (dopamine infusion of 10-20 µg/kg/min; n=12), and GROUP IV (dopamine infusion of 20 µg/kg/min or more; n=10). Blood samples were collected pre-operatively and at 2, 8, 16, 24, 48, and 72 hours post-operatively from the patients who were administered dopamine infusions for at least 48 hours post-operatively, The serum T3, free T3, thyroxine, free thyroxine and TSH levels were detected. RESULTS: Twenty-six males and 23 females with a mean age of 62±11 years were included in the study. There were no significant differences between the groups in terms of acute myocardial infarction, left main coronary lesions, and number of grafts, while the left ventricular ejection fraction (LVEF) values were significantly lower in groups III and IV than the rest. While no deaths were observed in the patients in groups I and II, 2 patients (16.6%) from group III and 6 patients (60%) from group IV died during the study. Evaluation of the patients in terms of alterations in thyroid hormone homeostasis demonstrated that T3 and FT3 levels in patients in groups I and II decreased in the early post-operative period and reached the lowest levels 16 hours post-operatively. The T3 and FT3 levels initiated to rise again by the 24th hour and increased to pre-operative levels by 72 hours post-operatively. T4, FT4, and TSH levels were observed to drop significantly by 2 hours post-operatively, increasing to the pre-operative levels by 72 hours post-operatively. Thyroid hormone levels were noted to be low in all measurements performed post-operatively in groups III and IV and reached the lowest levels by 72 hours. CONCLUSION: In this study, thyroid hormone levels were affected significantly on the dose of 7.5 mg / kg / min infusion of dopamine, and this leads to inappropriate TSH response. This iatrogenic hypothyroidism is in parallel with dose of dopamine on and the severity of the situation. We believe that this factor is taken into account the selection of positive inotropic drugs.

2.
Darlık Taklidi İle Elde Edilmiş Arteryel Doppler Sinyaline Ait Spektral Analiz Bulgularının İncelenmesi
Evaluation of The Effects of Simulated Stenosis on Spectral Analysis of Arterial Doppler Signals
Yasemin Apak Doğan, Fuat Şahin, Cemal Suat Eren, Mahmut Tokmakçı, Nuri Erdoğan
doi: 10.5222/terh.2010.94145  Sayfalar 104 - 112
AMAÇ: Darlık taklidi yapılmış bir arterde darlıktan önceki ve sonraki arter kan akımın ait spektral özelliklerideğerlendirmek. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma 21 sağlıklı gönüllü üzerinde Toshiba Nemio XG renkli Doppler ultrason aygıtı ve 11 MHz olan doğrusal dizilimli prob kullanılarak gerçekleştirildi. Her bir gönüllüde darlık taklidi brakiyal arter akımı tansiyon aletinin manşonunu 180 mmHg’ye getirilerek sağlandı. Daha sonra Doppler aygıtı ile iki ayrı bölgeden dört farklı brakiyal arter ses sinyali alındı: 1. Manşon üzerindeki düzeyde manşon şişirilmeden önce ve sonra (darlık öncesindeki akım taklidi), 2. Manşon distalinden manşon şişirilmeden önce ve sonra (darlık sonrasındaki akım taklidi). Sinyal Doppler aygıtının ses çıkışından kişisel dizüstü bilgisayarına aktarıldı ve burada MathLab yazılımı (Versiyon 7.1) kullanılarak Fourier dönüşümü gerçekleştirildi. İstatistiksel çalışma için aynı bölgeden alınan sinyaller birbiri ile kıyaslandı. Darlık öncesindeki akım taklidi için kullanılan kıyaslama verileri atımlılık göstergesi (pulsatility indeks), akım debisi, en yüksek güç spektrum yoğunluğu (EYGSY) ve EYGSY’na karşı gelen frekanstan oluşuyordu. Darlık sonrasındaki akım taklidi için kullanılan kıyaslama verileri ise en yüksek sistolik hız, diyastol sonu hız, akım debisi, ilk iki hız değeri arasındaki fark, EYGSY ve EYGSY’na karşı gelen frekanstan oluşuyordu. BULGULAR: Distaldeki arteryel direncin arttırılması; atımlılık göstergesinde artışa, akım debisinde ve EYGSY değerlerinde düşüşe neden oldu. Darlık sonrasındaki akımda ise en yüksek güç spektrumuna karşılık gelen frekans bileşenleri sistolün erken evrelerine kayarak en yüksek sistolik hızda azalmaya, diyastol sonu hızda yükselmeye, akım debisinde azalmaya ve EYGSY değerlerinde düşüşe neden olmuştu. Her iki durumda EYGSY’na karşı gelen frekans değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. SONUÇ: Bu bulgular klinik çalışmalarla doğrulandığında arter atımlılığının ve darlık sonrası akımın “gecikmişlik (tardus)” bileşeninin dolaylı bir göstergesi olarak kullanılabilir.
AIM: To analyze the spectral characteristics of the pre- and poststenotic arterial flow patterns in cases with simulated stenosis. MATERIAL AND METHODS: The study was conducted on 21 healthy volunteers, by using Toshiba Nemio XG color Doppler instrument and a 11 MHz linear array probe. In each case stenosis was simulated by inflating a sphygmomanometer cuff over the brachial artery up to 180 mm Hg. Four different brachial artery signals were obtained at two different arterial segments: 1. Proximal to the cuff, before and after inflation (simulation of prestenotic flow), and 2. distal to the cuff, before and after inflation (simulation of poststenotic flow). The signal was conveyed from the audio output of the Doppler instrument to a personal PC, in which Fourier transform operations using Mathlab software (Version 7.1). For statistical study, two different set of data within each segment (normal v.s. Pre- or poststenotic flow) were compared. The comparative data were Pulsatility Index, flow rate, maximum power spectral density and the frequency corresponding to maximum power spectral density in case of prestenotic flow, whereas they were maximum systolic velocity, end diastolic velocity, the difference between the former and the latter, flow rate, maximum power spectral density and the frequency corresponding to maximum power spectral density in case of poststenotic flow. FINDINGS: Increased distal arterial resistance resulted in: 1. An increased Pulsatiliy Index; and 2. Decreased flow volume and maximum power spectral density. In poststenotic flow, the frequency components in maximum power spectrum shifted to the earlier phases of systole, along with a decrease in the maximum systolic velocity, increase in the end diastolic velocity, decrease in the flow volume and maximum power spectral density. In both settings, the frequency corresponding to maximum power spectral density did not show a significant change. CONCLUSION: Confirmed by clinical studies, these finding may serve as a surrogate marker for arterial pulsatility and/or “tardus” component in the poststenotic flow.

3.
Meme Koruyucu Cerrahide Kozmetik Sonuçları Değerlendirme Yöntemleri Ve Kozmetik Sonuçları Etkileyen Faktörler
The Asessment Methods of Cosmetic Results in Conservative Breast Surgery And The Factors Impacting Cosmetic Outcome
Musa Kılınç, Cem Karaali, Ragıp Kayar, Murat Çobanoğlu, Osman Güngör, Erdal Harmanda
doi: 10.5222/terh.2010.84429  Sayfalar 113 - 121
AMAÇ: Meme kanseri nedeniyle meme küçültme ve meme koruyucu cerrahi (MKC) uygulanan olgularda kozmetik sonuçları değerlendirme yöntemleri ve kozmetik sonuçları etkileyen faktörleri değerlendirmek. GEREÇ ve YÖNTEM: 1999-2008 yılları arasında kliniğimizde makromasti ve meme kanseri nedeniyle meme küçültme ve MKC uygulanan olgulardan çalışmamıza katılmayı kabul eden 28 olgunun kozmetik sonuçları. 13 ölçüt ile üzerinden fizik bakı ve dijital fotoğraf makinesi ile çekilen 6 poz fotoğrafın, 6 cerrah tarafından değerlendirilmesi ile belirlendi. Bu değerlendirmeler sonuç (çok iyi, iyi, orta, kötü) ve puan sistemiyle (çok iyi-0,iyi-1,orta-2,kötü-3) yapıldı ve olguların asıl kozmetik sonuçlarını belirlemek için 5 değerlendiricinin katıldığı 2 turlu panel düzenlendi. Tüm bu değerlendirmelerden sonra fizik bakı, fotoğrafik bakı ile puan sistemi, sonuç sistemi ile kişisel fotoğrafik değerlendirme panel sistemi ile kıyaslandı ve kozmetik sonucu etkileyen faktörler incelendi. BULGULAR: 28 olgunun fizik bakı ve fotoğrafik bakıları kıyaslandığında fotoğrafik bakı puan sisteminde %80.1,sonuç sisteminde %89.3 oranında fizik bakıya üstün bulundu ve bu üstünlük p=0.000 değeri ile istatistiki olarak anlamlı idi. Fizik bakı puanı, fizik bakı sonucu ile fotoğrafik bakı puanı, fotoğrafik bakı sonucu ile kıyaslandığında sonuçlar puandan daha doğru sonuç vermesine karşın aradaki fark istatistiki olarak anlamlı değildi. (p=0.997 vep=0.658) Kişisel fotoğrafik değerlendirmeler panel sonucu ile kıyaslandığında, kişisel değerlendirmenin puan ve sonuç bazında panel sonuçlarından anlamlı olarak kötü olduğu görüldü. Hastaların bildirdiği kozmetik sonuçlar panel sonuçları ile kıyaslandığında ise hastaların iyi kozmetik sonuç değerlendirmesi %64.3, panelin iyi kozmetik sonuç değerlendirmesi %35.7 idi ve aradaki fark hastalar lehine istatistiki olarak anlamlıydı (p=0.004). Kozmezisi olumlu yönde etkileyen faktörler olarak küçültmelere kıyasla MKC (p=0.026), vücut kitle indeksi (VKİ) düşüklüğü (p=0.030), sipesimen ağırlığı düşüklüğü (p=0.041) bulundu.Olgu sayısının azlığı nedeniyle küçültmelerde uygulanan flep tekniği, radyoterapi merkezi, izlem süresi ve kanser evresinin istatistiki olarak anlamlı etkilerinin olmadığı görüldü. SONUÇ: Bu çalışma meme kanseri cerrahisinde uygulanan koruyucu yöntemlerin (MKC ve küçültme gibi onkoplastik yaklaşımlar dahil) kozmetik sonuçlarının değerlendirilmesinde panel (en az 3 kişilik hekim grubu) ve fotoğrafik yöntemin, kişisel ve fizik bakı yöntemlerinden, anlamlı üstün olduğunu göstermiştir. Puanla değerlendirmenin sonuç değerlendirmelerinden istatistiksel olarak üstün olmadığı ortaya çıkmıştır. Kozmetik sonuçları, hastaların daha olumlu karşıladığı ve VKİ ile sipesimen ağırlığının düşük olmasının kozmetik sonucu olumlu etkilediği ortaya çıkmıştır.
AIM: To compare two different evaluation of cosmetic outcome in patients undergoing breast conserving surgery (BCS) and breast reduction for breast cancer and to evaluate the factors affecting cosmetic outcome. MATERIAL and METHOD: In our clinic between 1999-2008, 28 breast cancer patients accepted to participate our study,who were treated by breast reduction and BCS were investigated. Cosmetic results of 28 patients were evaluated by physical examination and 6 photos taken by a digital camera and examined by 6 assessors using 13 parameters. The assessments of the cosmetic outcome were done by result (very good, good, moderate, bad) and point system (very good-0, well - 1, medium-2, bad-3).Two rounds of evaluation panel including 5 surgeons was arranged.The results of physical examination and photographic evaluation, result and point system, personal and panel results were statistically compared. The factors changing the cosmetic outcome were investigated. FINDINGS: When physical exam and photographic exam of 28 cases were compared, photographic exam was found superior to physical exam both in point and result system and this superiority was statistically meaningful with p=0.000 value. When physical examination point and physical examination result were compared to photographic examination point and photographic examination results, although the results yield better than the points, the difference was not significant statistically (p=0.997 ve p=0.658). When personal photographic evaluations were compared with the panel results, it was seen that personal evaluation was significantly worse than the panel results as point and result. As the good result of the patient evaluation was 64.3%, this value was 35.7% for the panel with a significant difference (p=0.004). The factors impacting the cosmesis positively were BCS compared to reduction (p=0.026), body mass index (BMI) < 31 (p=0.03), and the specimen weight less than 250 grams (p=0.041) was meaningful. The low number of the series unabled us to evaluate any significancy on the factors such as the different technique of flaps, radiotherapy center, duration of follow-up and cancer stage. CONCLUSION: This study shows that in the evaluation of the cosmetic results of applied conservative techniques (including BCS and breast reduction), panel (at least 3 persons physician group) and photographic techniques were superior to personal and physical examination methods.Evaluation by point was not superior to result evaluation statistically. The patients’ self assesments of cosmesis were signicantly superior to surgeons. BMI<31, specimen weight under 250 gr. And BCS versus reduction were positively impacting the cosmetic outcome.

4.
Kontrast Maddelere Ait Aydınlatılmış Onam Formlarının Anlaşılabilirlik Düzeyi Ve Hasta Anksiyetesi Üzerine Etkisi
Informed Consent of Contrast Media Applications in Radiology: Assesment of Comprehensibility and The Anxiety Of The Patients
Elif Ören, Cemal Suat Eren, Filiz Burcu Yeşildere, Nuri Erdoğan
doi: 10.5222/terh.2010.43760  Sayfalar 122 - 130
AMAÇ: Hastanemizde kullanılan onam formuna ait yazılı metnin okunabilirliğini, içeriğinin anlaşılabilirliğini saptamak ve kontrast madde onam formunun hastalarda uyandırdığı kaygıyı ve hastaların bilgilendirilmeye tepkilerini değerlendirmek. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Radyoloji Bölümü’ne kontrastlı Bilgisayarlı Tomografi tetkiki için başvuran 122 hasta alındı. Hastalardaki anksiyete şiddetinin bilgilendirme ile değişimini ölçmek için onam formu okutulmadan önce ve okutulduktan sonra beşli Görsel Analog Ölçek kullanılarak kaygı seviyesi değerlendirildi. Daha sonra kısa bir anketle hastanın Ortak Karar Mekanizmasını ve onam formu metnini anlayıp anlamadığı, bilgilendirilmeye tepkileri değerlendirildi. Sonuçların yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi ile ilişkisi istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR: Hastanemizde kullanılan aydınlatılmış onam formunun hasta anksiyetesini anlamlı ölçüde artırdığı saptandı. Ancak yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ile bilgilendirilmeden önceki ve sonraki anksiyete düzeyleri arasında ilişki saptanmadı. Anket sorularında hastaların yaklaşık beşte birinin okudukları açıklayıcı metnin içeriğini anlamadığı, ortak karar mekanizması kavramının anlaşılabilirliğine yönelik sorulardaki olumsuz yanıt verme oranının %48.4’e kadar çıktığı görüldü. Anket sorularına verilen doğru yanıtların oranı yaş ve cinsiyet farkı gözetmezken, eğitimlilerde yükselmektedir. SONUÇ: Hastalar genel olarak bilgilendirilmekten memnundurlar. Ancak hastalarda bilgilendirilmekten kaynaklanan anksiyeteyi azaltmak ve açıklayıcı metnin anlaşılabilirliğini artırmak için iletişimci, psikolog ve eğitimcilerin teknik desteğine gereksinim vardır. Ortak karar mekanizmasının ataerkil tibbi düzen içerisinde hizmet almaya alışmış hastalara tanıtılması Sağlık Bakanlığı’nın ileriye dönük hedeflerinden birini oluşturmalıdır.
PURPOSE: To assess the readability and comprehensibility the written informed consent form in our hospital, and to evaluate the pateint anxiety and satisfaction aroused by the informed consent process. MATERIALS AND METHODS: Hundred and twenty two patients, who were referred to the Radiology Department for a contrast enhanced Computed Tomography, were enrolled in the study. To evaluate the changes in the anxiety level, a 5-point Visual Analog scale was used before and after presenting the consent form to the patients. Then, a short questionnaire form was given to assess the comprehensibility of the text and patients’ satisfaction aroused by the informed consent process. Readability was assessed independently by using SMOG (Simple Measure of Gobbledygook) index. The differential anxiety level and the results of the questionnaire were analyzed statisticaly with regard to age, sex and education level. FINDINGS: The anxiety level of the patinets increased significantly after reading the informed consent form, regardless of the age, sex and education level. In the short questionnnaire, approximately 20 percent of the patients reported difficulty in understanding the content of the descriptive text, whereas the difficulty in comprehending the “shared decision” concept reached up to 48 percent. The percentage of the correct answers was significantly related to the level of education. CONCLUSION: Patients are generally satisfied with being informed. To decrease the anxiety aroused by the consent form, as well as to increase the readability and comprehensibility of the descriptive text, it is necessary to get technical support from public relation practitioners, psychologists and educationists. As a future projection, we suggest that the shared decision making concept should be presented to the public attention by Turkish Ministry of Health.

5.
Radyoloji Raporlarından Beklentiler Ve Tatmin Düzeylerinin Anket Çalışması İle Değerlendirilmesi
Assesment of The Clinicians’ Expectations From The Radiology Reports And Overall Satisfaction With The Radiology Department in Our Hospital
Filiz Burcu Yeşildere, Cemal Suat Eren, Elif Ören, Nuri Erdoğan
doi: 10.5222/terh.2010.21703  Sayfalar 131 - 141
AMAÇ: Klinisyenlerin radyoloji raporuyla ilgili tutumlarını, beklentilerini ve tatmin düzeylerini incelemek. GEREÇ VE YÖNTEM: Tepecik Hastanesinde çalışan 110 klinisyenin radyoloji raporuyla ilgili tutumlarını, beklentilerini ve hizmetlerden duyulan beklenti düzeylerini değerlendirmek için bir anket uygulandı. Tutum ve beklentileri içeren anket sorularının değerlendirilmesinde beşli Likert ölçeği kullanıldı. Radyoloji hizmetlerinin değerlendirilmesi için klinisyenlere tatminlilik düzeyini belirten bir ile on arasında bir not verilmesi istendi. Uygulanan anketin güvenilirliği Cronbach alfa güvenilirlik testi ile ölçüldü. Sonuçların yaş, cinsiyet ve ait oldukları klinik dal (Dahili ya da cerrahi) ile ilişkisi istatistiksel olarak araştırıldı. BULGULAR: Uygulamış olduğumuz anket güvenilir bulunmuştur (?=0,82.). Yanıtlarda cinsiyet ve branşa göre anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Göreceli olarak daha yaşlı hekimler (>51 yaş) ultrason raporlarında radyoloğun incelemenin yeterli olup olmadığını belirtmesini önemsiz bulmuşlardır (p<0,01). Kırk yaş altı katılımcıların Tepecik Hastanesi Radyoloji Laboratuvarı’ndan memnuniyet oranı daha düşüktür (p<0,01). Anketi oluşturan öğelere verilen puanlar tek başına veya birlikte değerlendirilerek sonuçlara ulaşıldı. SONUÇ: Klinisyenler, radyoloji raporunun kısa veya uzun olmasından çok işlevsel olması gerektiğini ve standart bir metne sahip olmasını vurgulamaktadırlar. Standart metin içinde en değerli görülen bölüm radyoloğun kanı veya tanısının belirtildiği bölümdür. Klinisyenler raporu bir iletişim aracı olarak görmekte ancak iletişimin asıl hedefinin kendileri olduğunu düşünmektedirler. Başka bir deyişle radyoloğun ek önerilerini raporda belirtmesini isterken hastayla bu konuda söz iletişime geçmesini istememektedirler. Ayrıca hastanın raporu nasıl algıladığı konusu da önemsiz bulunmuştur. Görüntüleme isteklerinde daha fazla klinik bilgi sağlanması konusunu klinisyenler de önemsemektedirler.
PURPOSE: To analyze the clinicians’ attitudes towards, and expectations from, and satisfaction with the radiology reports. MATERIALS AND METHODS: A questionnaire study was performed on 110 clinicians working in our hospital in order to analyze the attitudes, expectations and satisfaction related to the radiology reports. A 5-point Likert scale was used for the items related to attitudes and expectations. For the overall performance of the Radiology services, participants were requested to score the adequacy of radiologic reports over a 10-point scale. The reliability of the questionnaire was assessed by Cronbach alpha analysis. The results were correlated with age, sex and the clinical was divided into as branch (surgical or non-surgical). FINDINGS: The questionnaire was found to be reliable by Cronbach alpha analysis (?=0,82.). There was no statistical correlation between the answers and the clinical branch and sex. Relatively older participants (>51 years) do not care about the preliminary remark regarding whether the ultrasonography examination is satisfactory or not (p<0,01). Participants less than 40 years had less satisfaction with the overall Radiology report quality. The results were evaluated individually or in groups to reach the final conclusions. CONCLUSION: Clinicians emphasize that a Radiology report should be functional, rather than too short or too long, with a standardized text format. A final impression or conclusion section was regarded as the most valuable section in the text. Clincians evalaute the report as a communication process in which the primary target is the clinician, i.e. They don’t want the radiologist to communicate verbally with the patients about further clinical suggestions, although they should be stressed in the report. Also, patients’ perception of the report is of secondary importance. They think that communication process can be improved by providing more clinical information in the imaging request forms.

OLGU SUNUMU
6.
Yüksek Riskli İki Hastanın Alt Ekstremite Cerrahisinde Psoas Kompartman Ve Siyatik Sinir Bloğu İkilisi
Combined Psoas Compartment And Sciatic Block For Lower Extremity Surgery in Two High-Risk Patients
Kasım Tuzcu, Emin Silay
doi: 10.5222/terh.2010.27003  Sayfalar 142 - 146
87 ve 89 yaşlarında yüksek riskli iki kadın hastanın alt ekstremite cerrahisinde psoas kompartman ve siyatik sinir bloğunu birlikte uyguladık. İlk olguda yineliyen kalça çıkığına açık redüksiyon, ikinci olguda ise popliteal arter embolisi nedeniyle embolektomi ve trombektomi ameliyatı uygulandı. İlk ameliyat 75, ikincisi ise 100 dakika sürdü. Olgularda operasyon boyunca ağrı olmadı ve hemodinamik değişiklikler çok azdı. Operasyonlar başarılı bir şekilde sonuçlandırıldı. Postoperatif dönemde ilk hastada beşbuçuk, ikinci hastada ise 7 saat boyunca ağrı kesici gerekmedi. Psoas kompartman ve siyatik sinir bloğu ikilisi, yaşlı ve yüksek riskli olguların alt ekstremite cerrahisinde genel anestezi veya diğer bölgesel santral bloklara karşı seçenek olarak düşünülmelidir.
We applied combined psoas compartment and sciatic nerve block in two high-risk women, who are 87 and 89 years old. First operation was an open reduction of recurrent luxation of the hip, while the second was an embolectomy- thombectomy following femoropopliteal bypass. There was no pain during operations. Hemodynamic changes were minimal. The operation were succesfully concluded. There was no postoperative analgesic requirement within first five and half hours in the first case, and 7 hours in the second one. Combined blocks such as psoas compartment and sciatic nerve is a good choice for lower extremity operations in elderly and high risk patients.

7.
Yenidoğanda Osteogenezis İmperfekta Tip III: Prenatal Tanının Önemi
A Newborn With Osteogenesis Imperfecta Type III: The Importance Of Prenatal Diagnosis
İpek Kaplan Bulut, Mustafa Orhan Bulut, Dilara İçağasıoğlu, Asım Gültekin, İlhan Sezgin, Zekeriya Temur
doi: 10.5222/terh.2010.47935  Sayfalar 147 - 149
Bu yazıda, antenatal izlemi olmayan 30 yaşındaki anneden doğan, yaşamının birinci gününde üst ve alt ekstremitelerinde çok sayıda kırıkları olan, soygeçmişinde iki kardeşinde ölüm öyküsü bulunan ve yenidoğan döneminde Osteogenezis İmperfekta Tip III tanısı alan bir olgu sunularak prenatal tanının önemi belirtilmiştir.
In this paper, we report a one day old newborn with multiple fractures of extremities diagnosed as osteogenesis imperfecta type III in the neonatal period. In family history, there was the death of her two brothers. The importance of prenatal diagnosis. Of this antity was emphasized

8.
Sezaryen Kesisinde Yerleşmiş Endometriyozis Olgusu
A Case Of Endometriosis Localized On Cesarean Incision
Emre Gönüllü, Bekir Eraldemir, Çağrı Tiryaki
doi: 10.5222/terh.2010.49104  Sayfalar 150 - 152
Kliniğimize karın ağrısı ve sezaryen kesisindeki kitleyle başvuran 37 yaşındaki kadın hastanın kitlesi eksize edildi. Patolojik incelemede endometriyozis saptandı. İlginç yerleşim yeri ve sezaryen ameliyatı sonrası karın ağrıları ve kesi kitleleri birlikteliğinde endometriyoz ayırıcı tanıda düşünülmesi gereken bir durumdur.
A 37 years old Female patient complaining from chronic abdominal pain and a mass on her cesarean incision. After excision of the mass, endometriosis was diagnosed on histopathologic examination. The case shows that endometriosis should be considered in differential diagnosis of chronic abdominal pain in particular if there is an incisional mass on cesarean section.

DERLEME
9.
Evde Sağlık Hizmeti Ve Günümüzdeki Uygulama Şekilleri
Home Health Care Service And Recent Applications in Turkey
Murat Altuntaş, Tevfik Tanju Yılmazer, Yusuf Adnan Güçlü, Kurtuluş Öngel
doi: 10.5222/terh.2010.35984  Sayfalar 153 - 158
Evde bakım hizmetlerinin ülkemizdeki net tanımı; 10 Mart 2005 tarihinde 25751 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan ‘Evde Bakım Hizmetleri’nin Sunumu Yönetmeliği’ ne göre oluşturulmuştur. Bu yönetmelikte Evde Bakım Hizmetleri; hekimlerin önerileri doğrultusunda hasta kişilere, aileleri ile yaşadıkları ortamda, sağlık ekibi tarafından rehabilitasyon, fizyoterapi, psikolojik tedavi de dahil tıbbi gereksinimlerini karşılayacak şekilde sağlık bakımı ile sağlık hizmetlerinin sunulması şeklinde tanımlanmıştır. Bu anlamda ülkemizde ve hastanemizde yapılacak evde bakım hizmetleri konusundaki çalışmalar önem taşımaktadır. Bu makalede de yasal ve bilimsel olarak bulunan son noktayı belirterek yapılacak çalışmalara yol gösterilmesi amaçlanmıştır.
The definition of Home Care Services in Turkey has been stated by the “Delivering of Home Care Services Regulation” published at the Official Government Newspaper with the number 25751 on March 10th 2005. At this Regulation, Home Care Services has been referred to as; “health care and delivering of health services including the rehabilitation, physical therapy and psychological therapy towards the recommendations of physicians, given to patients at environments they live with their families in order to meet their health needs”. At this context; studies towards home care services that will be given at our hospital and our country bear great importance. In this article, it was aimed to guide new studies by stating the legal and scientific point reached at the moment.


Copyright © 2019 Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dergisi. Tüm Hakları Saklıdır.
Lookus & OnlineMakale